Bir zamanların country müzik yıldızı Bad Blake 57 yaşına geldiğinde artık alkolün ve ihtiyarlığın pençesindedir. Küçük kasabaların bovling salonları ve küçük barlarında sahne alan Bad, kendi yetiştirdiği Tommy’nin çoktan gölgesinde kalmıştır. Kendisiyle röportaj yapmak isteyen Jean hayatına girdiğindeyse her şey değişir. Alkolü bırakıp hayatını toparlamak için yeni bir motivasyonu olan Bad’in değişmesine Jean’in sabrı yetecek midir? Ekmeğini kazanmak için eski öğrencisine beste yazmak ve Jean’in istediği gibi bir adam olmak için çok mu geç kalmıştır?
Jeff Bridges’e Oscar adaylığı getiren Çılgın Kalp’i çok tanıdık ve bunaltıcı bir dram olmaktan çıkaran şey Bridges’in ta kendisi. Müzik dünyasının yorgun savaşçılarını, alkoliklerini, şöhretten fakirliğe, oradan da uçuruma sürüklenenlerini çok gördük, dinledik. Bridges’in performansı ise bu sıradan etiketlerin yapay trajedisinden değil, bulunduğumuz dünyada insan olmanın, hata yapmanın, pişman olmanın, kısacası mükemmel olmamanın hepimizin hissettiği doğal acılarından güç alıyor, kök salıyor.
Bridges’in öksürüp aksıran, ağzından kelimeler homur homur ve isteksizce, neredeyse zorlukla çıkan sesi; her an düşüp ölebilecek gibi hayatı sürdürmeye adeta kabiliyetsizce hareket eden bedeni, Bad karakterini yalnızca tanıma ve anlamamıza değil, neredeyse koklamamıza bile aracı. Bridges’in rolünün içindeki doğallığı öyle ki, aktörü gayet iyi bilmesek, rol yapmadığını, tüm filmin bir belgesel olduğunu bile düşünebiliriz.
Bridges’in sesine ve sahne alışına gelince, bu normal şartlarda çekilmez görülen adamın Jean gibi genç ve güzel bir anneyi nasıl tavlayabildiğini anlatan yumuşaklık ve alımı tek başına açıklıyor. Bridges sahne sanatçılarına özgü o şeytan tüyünü, o esrarengiz cazibeyi Bad’in arızalı ruhunun bir yerlerine gizlemeyi başarmış.
Görüldüğü üzere Çılgın Kalp’te Bridges’den başka çok fazla bahse değer bir şey yok. Ama Bridges’in kendisi ve elbette filmin müzikleri beyazperdeyi fazlasıyla hakkediyor. İyi seyirler...
Selin Sevinç